Shift Ajans
Vasiyetname nasıl düzenlenir ?

Ölene ait mallar, ölüme bağlı bir tasarruf olmadığı sürece Medeni Kanun’da düzenlenmiş oranlara göre mirasçılara intikal eder.

Bazı durumlarda kişi, öldüğünde mallarının bir kısmının bu oranlar dahilinde değil, kendi arzu ettiği şekilde mirasçılara veya üçüncü kişilere geçmesini arzu edebilir. Böyle bir arzu içindeki kişinin önünde iki seçenek vardır. Birincisi vasiyetname hazırlamak, diğeri ise miras sözleşmesi yapmaktır.

Ölümünden sonra mallarının kendi istediği kişilere kendi tayin ettiği cins ve miktarlar itibariyle verilmesini arzu eden biri için ölüme bağlı tasarruflardan en yaygın olan vasiyetnamenin nasıl hazırlanması gerektiği, şekil şartları, çeşitleri ve vasiyetname ile yapılabilecek tasarrufların sınırları bu yazımızın konusunu oluşturmaktadır.

Son zamanlarda günlük hayatta vasiyetname ile ilgili soruların çoğalması sebebiyle Medeni Kanunda ve sonuçları itibariyle kısmen Borçlar Kanununda düzenlenmiş bu müesseseyi mümkün olduğu ölçüde kanun lafzına ve teknik ayrıntıya girmeden bu yazıda anlatmak niyetindeyiz.

1. VASİYETNAMENİN MAHİYETİ:

Mali anlamı ile vasiyetnameyi, mirasbırakanın ölümünden sonra geçerli olmak üzere ve tek taraflı iradesiyle, hangi mallarının kimlere kalacağını belirlemesi olarak tanımlamak mümkündür.

Burada miras bırakacak olan kişi dilediği bir kişiye hatta kendisinin haberi dahi olmadan terekesinin tamamını, terekesinden belirli bir veya birkaç malı, belirli bir hisse veya belirli bir iradı bırakabilir. Vasiyetnamenin miras sözleşmesinden farkı, tek taraflı irade beyanı ile vücut bulması ve istendiği an bundan vazgeçilebilmesidir. Miras sözleşmesi ise iki taraflı hukuki bir işlem olup taraflardan birinin istemesi ile sözleşmeden hemen dönülemez.

2. VASİYETNAME HAZIRLAYABİLMESİ İÇİN KİŞİDE ARANAN ŞARTLAR :

Vasiyetname yapacak kişinin en başta ayırt etme gücüne sahip olması gerekir. Ayırt etme gücü, kişinin hukuki bir işlemi ve sonuçlarını anlayabilme ve bu sonuca uygun hareket edebilme yeteneği olarak tanımlanabilir. Eski dilde mümeyyiz olma olarak ifade edilen bu husus, vasiyetnamenin düzenlendiği anda kişide aranan en önemli özelliktir.

Kanun koyucu burada kişinin iradesinin mantığa uygun bir şekilde oluşup oluşmadığının belli olmasını aramakta ancak ayırt etme gücünün olmadığının ispatını ise bunu iddia edenlere yüklemektedir. Buradaki ayırt etme gücü kısıtlılık hali ile karıştırılmamalıdır. Örneğin aşırı kumar düşkünü olan bir kişi için ailesi tarafından alınan kısıtlılık kararına rağmen bu kişi vasiyetname hazırlayabilir ve bu vasiyetname emredici diğer bir şart olan kişinin vasiyetname yazdığı anda en az onbeş yaşını doldurmuş olması şartı ile geçerlidir.[1]

Kısaca vasiyetnameye ehil olabilmek için ayırt etme gücüne sahip olmak ve en az 15 yaşını doldurmuş olmak yasal olarak gerekli ve yeterlidir.

3. VASİYETNAME ÇEŞİTLERİ :

Vasiyetname üç şekilde hazırlanabilir. Birincisi kişinin kendi el yazısı ile, açık bir şekilde tarih belirterek ve imzalayarak hazırladığı “El Yazısı ile Vasiyetname” dir. İkincisi resmi memurun nezaretinde ve iki tanığın katılımıyla hazırlanan “Resmi Vasiyetname” dir. Üçüncüsü ise zaruret halinde iki tanığa son arzuların sözle ifade edildiği “Sözlü Vasiyet” dir.

El Yazısı İle Vasiyetname :

El yazısı ile vasiyetname mirasbırakanın ölümünden sonra terekesinin nasıl paylaşılması istediğini kendi el yazısı ile anlattığı kolay ve vasiyetin gizli tutulabildiği bir yöntemdir. Vasiyetnamenin kişinin kendi el yazısı ile hazırlanmış olması şarttır. Ancak bu şekilde iradesinin doğruluğu tespit edilebilmektedir. Mirasbırakan vasiyetini hazırlarken arzularını açık ve anlaşılır biçimde anlatması gerekir. Birisini mirasçı atadığını veya bir kişiye belirli bir mal bıraktığını açık bir şekilde ifade etmelidir. Kullanılan malzemenin (kağıdın, kalemin vs. niteliğinin) önemi yoktur.

El yazısı ile vasiyetnamenin geçerli olabilmesi için el yazısının dışında mirasbırakanın imzası olmalı ve yine kendi el yazısı ile vasiyetnamenin yazıldığı tarihi belirtmesi gerekmektedir. İmza veya tarihin bulunmadığı vasiyetname geçersizdir. Çünkü atılan tarih bundan başka ortaya çıkabilecek ve bir öncekini bertaraf edecek başka bir vasiyetnamenin varlığı açısından ve vasiyetnamenin yazıldığı anda kişinin ehil olup olmadığının tespiti açısından önem arz etmektedir. İmza kişinin elyazısı ile olmalı mühürle veya aletle veya parmak basılarak atılmış olmamalıdır.

El yazısı vasiyetnamenin belirli bir yere teslimi şart değildir. Ancak istenirse sulh hakimine, notere teslim edilebilir. Vasiyetnameyi bulan kişinin bunu sulh hakimine teslim etmesi zorunludur.

Resmi Vasiyetname :

Resmi vasiyetnamenin, el yazısına göre daha sağlıklı bir yöntem olduğunu en başta ifade etmek gerekir. Çünkü el yazısı vasiyetname kaybolabilir, yırtılabilir, okunmaz hale gelebilir ve en önemlisi vasiyetin yazıldığı anda mirasbırakanın ehil olmadığı iddialarına maruz kalabilir.

Resmi vasiyetname çoğunlukla noter, sulh hakimi veya kanunla belirlenmiş yetkili memur (konsolos gibi) önünde hazırlanır. Kişi kendi el yazısı ile hazırladığı vasiyetini bu makamlara ibraz edip tasdik ettirebileceği gibi bu kişilerin huzurunda arzularını açık bir şekilde ifade edebilir. Hal böyle olunca kişinin okuma yazma bilmesi de gerekmez. Bu şekilde hazırlanan vasiyetnamelerde kişinin iradesi açık bir şekilde ifade edildiği için vasiyetin içeriğinin anlaşılamaması gibi bir husus da çoğu zaman söz konusu olmaz.

Resmi vasiyetname yönteminde, resmi memurdan başka iki tanığın bulunması şarttır. Bu tanıkların fiil ehliyetlerinin olması, okur yazar olması ve mirasbırakanın akrabası olmaması gerekir. Tanıkların esas fonksiyonu mirasbırakanın arzularının içeriğine tanıklık etmek değil, vasiyetin noter huzurunda okunduğunu ve metnin mirasbırakanın arzularına uygun olduğunu kendilerine beyan etmesine ve bu kişinin ölüme bağlı tasarruf yapmaya ehil gördüklerine tanıklık etmeleridir. Bu sebeple vasiyet tanıklara okunmaz. Ancak mirasbırakanın âmâ olması veya felçli olması gibi hallerde okuyamayacağı veya yazamayacağı için vasiyet tanıklar önünde okunur.

Sözlü Vasiyet:

Sözlü vasiyet sadece olağanüstü durumlarda ve diğer iki yöntemin uygulamasının imkansız olduğu hallerde yapılabilmektedir. Kanun olağanüstü durumlara örnek olarak ölüm tehlikesi, savaş, hastalık, ulaşımın kesilmesi gibi halleri örnek vermiştir. Sözlü vasiyet yapacak kişi son arzularını iki tanık önünde anlatır. Tanıklardan biri, kendilerine anlatılanı yer ve tarih belirtmek suretiyle yazar ve iki tanığın imzası ile en kısa sürede ve en yakın sulh veya asliye mahkemesine verirler. Elbette bu tanıkların yukarıda belirtilen (okur yazarlık dışındaki) özellikleri taşıması ve mirastan yararlanacak kişilerden olmaması gerekir. Tanıklar kendilerine anlatılanı yazmayıp, en yakın sulh hakimine sözlü olarak da ifade edebilirler. Bu takdirde tanıkların ifadeleri zapta geçirilir. Sözlü vasiyet diğer yöntemlerden farklı olarak mirasbırakanın bir ay içinde ölmesi halinde geçerli olur.

4. VASİYETNAMENİN GEÇERSİZ OLDUĞU HALLER :

Vasiyetnameyi geçersiz kılan hallerin başında irade yokluğu gelmektedir. Örneğin birisi başkasının yerine vasiyetname hazırlamış ise mirasbırakanın iradesini yansıtmadığı için yok sayılır. Keza vasiyetin anlatmak istediği hususun anlaşılamaması, kanunda aranan şekil şartlarından yoksun olması, içeriğinin gerçekleşmesinin imkansız olması, ahlaka ve kanuna aykırı olması hallerinde de geçersizdir. Benzer şekilde vasiyetnamenin sonraki bir vasiyetname ile ortadan kalkmış olması, lehine tasarrufta bulunulan kişinin mirasbırakandan önce ölmesi, yine bu kişinin mirastan mahrum bir kişi olması hallerinde de vasiyetname geçersizdir. Ayrıca irade sakatlığının varlığı (hata, hile, korkutma) halinde de vasiyetnamenin iptali istenebilir.

5. VASİYET İLE YAPILABİLECEK TASARRUFLARIN SINIRI :

Kişinin kendi malına istediği şekilde tasarruf etmesi en doğal hakkıdır. Ancak ölüme bağlı bir tasarrufla kendisinden mirasçılarına kalacak olan malların tamamının, bazı yasal mirasçılar aleyhine başkalarına verilmesine (bu malların elde edilişinde kısmen yakın aile üyelerinin doğrudan veya dolaylı bir katkısı olduğu düşüncesi ile ve kalanların mağdur olmasını önlemek maksadıyla) Kanun müsaade etmemiştir. Bu sebeple Medeni Kanun saklı pay veya eski adıyla mahfuz hisse adı verilen ve bazı mirasçıların tereke üzerinde Medeni Kanunla düzenlenen miras paylarının belirli bir kısmının her halde hakları olduğu kabul edilen bir müesseseye yer vermiştir.

Mahfuz hisseye (saklı paya) sahip olan mirasçılar, ölenin eşi, çocukları ve bunların altsoyu, ana ve babası ve bunların çocukları yani ölenin kardeşleridir. Bunun dışındaki kimselerin örneğin kardeş çocuklarının (yeğenlerin) veya büyük ana ve büyükbabanın saklı payları yoktur. Medenî Kanunun 506 ncı maddesindeki düzenlemeye göre kanunî mirasçılar değişik oranlarda mahfuz hisselere sahiptirler.

Saklı pay oranı;

1. Altsoy için yasal miras payının yarısı,
2. Ana ve babadan her biri için yasal miras payının dörtte biri,
3. Kardeşlerden her biri için yasal miras payının sekizde biri,
4. Sağ kalan eş için, altsoy veya ana ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olması hâlinde yasal miras payının tamamı, diğer hâllerde yasal miras payının dörtte üçüdür.

Sağ kalan eş çocukları ile mirasçı olduğunda eşin saklı payı, normal miras hakkının %100’ü yani kendisine kalan ¼ lük payıdır. Sağ kalan eş, üçüncü zümre başı yani büyük ana ve/veya büyükbaba ile birlikte mirasçı olduğunda miras hakkı ve aynı zamanda mahfuz hissesi dörtte üçün dörtte üçüdür yani dokuzda onaltısıdır. Üçüncü zümredekilerin ve bunların altsoylarının mahfuz hissesi yoktur.

Mahfuz hissenin ne anlama geldiğini daha net anlatabilmek için şu şekilde örnekler verilebilir. Sağ kalan eş iki çocuğuyla beraber mirasçı olduğunda murisin tasarruf hakkı şu şekilde hesaplanır: Eşin miras hakkı 2/8, her iki çocuğun toplam miras hakkı ise 6/8’dir. Bu durumda saklı pay toplamı: (1/4 + 3/8) =5/8 olarak hesaplanır. Murisin tasarruf hakkı da kalan (8/8 – 5/8 =) 3/8 olur. Yani miras bırakan kişi bu örnekte tüm servetinin sekizde üçünü vasiyet yoluyla istediği kişilere veya kuruluşlara bırakabilir. Bunun üzerinde bir tasarruf hakkı yoktur.

Bir başka örnek verelim. Murisin geride bıraktığı mirasçıları sadece iki kardeşi olsun. Bu durumda murisin iki kardeşinin her birinin miras hakkı 1/2, saklı payları ise bunun 1/8’i ve neticede her bir kardeşin saklı payı 1/16 dır. Toplam mahfuz hisse, 1/16+1/16 = 2/16 dir. Bu durumda muris saklı paylardan arta kalan 14/16 oranındaki mallarını vasiyet yoluyla istediği kişi ve kuruluşlara bırakabilir.

Murisin bu mahfuz hisseleri aşan tutarlarda yani kanunî mirasçıların haklarını çiğneyecek şekilde vasiyette bulunması veya mansup mirasçı tayin etmesi mümkün değildir. Muris iradî bir tasarruf ile mahfuz hisseli mirasçıların haklarını ihlal edecek şekilde çeşitli tevcihlerde bulunduğu takdirde mirasçıların kendi mahfuz hisselerini geri almak için tenkis davası açmaları söz konusu olabilir.

Değerinde azalma meydana gelmeksizin bölünmesine olanak bulunmayan belirli bir mal vasiyeti tenkise tâbi olursa veya mal paylaştırmaya elverişli değilse vasiyet alacaklısı, dilerse, tenkisi gereken kısmın değerini ödeyerek malın verilmesini, dilerse malı terk ederek tasarruf edilebilir kısmın değerini karşılayan parayı isteyebilir. Mirasbırakanın 2 oğlu ve bir karısı olduğunu varsayalım. Baba bir kısım gayrimenkullerini eşine, antika tabloyu ise oğullarına bırakabilir. Terekedeki gayrimenkuller eşin saklı payını karşılamıyor ise mirasbırakanın karısı tenkis davası açabilir. Bu durumda oğulların önünde iki seçimlik hak vardır. Vasiyet alacaklısı olarak oğullar vasiyet edilen tabloyu muhafaza ederek saklı payı tamamlamak için annelerine ödeme yapabilirler veya tabloyu annelerine vererek kendi haklarını annelerinden para olarak isteyebilirler. Burada seçimlik hak sadece vasiyet alacaklısına bırakıldığından annenin doğrudan tabloyu isteme hakkı yoktur. Başka bir anlatımla Tablo’nun vasiyete rağmen anneye geçmesi oğulların rızasına bağlıdır.

Medeni Kanun’un bu kuralının emredici olmadığını tasarruf serbestliği karşısında miras bırakanın saklı paya ilişkin ifanın nasıl yapılacağını vasiyetinde belirlemesinin de mümkün olduğunu ifade etmek gerekir.

Yine örnek vermek gerekirse baba, vasiyetnamesini hazırlarken, mallarına kendi anlayışına göre değer biçmiş ve bu malları miras haklarını ve saklı paylarını gözeterek paylaştırmak suretiyle eşine, kızına ve oğluna vasiyet etmiş olsun. Baba, vasiyete konu mallar arasında bulunan bir grup anonim şirket hisse senedinin oğluna kalmasını vasiyet ederken, hisselerin değerinin oğulun miras payını çok aştığını görerek, oğulun hakkını aşan hisse kısmına tekabül eden parayı annesine ve kızkardeşine vermesini vasiyet edebilir ve vasiyet bu yönü ile de geçerlidir. Ancak baba bu paylaşımda değer tesbitlerini yanlış şekilde veya yanılarak, saklı payları ihlal edecek şekilde yapmışsa, saklı payından mahrum kalan mirasçının tenkis davası açması mümkündür.

6. MİRAS KALACAK MALLARIN HAYATTA İKEN MURİS TARAFINDAN YÖNLENDİRİLMESİ :

Yukarıda açıkladığımız gibi, miras kalacak malların, murisin ölümünden sonra ve Medeni Kanunla belirlenmiş olan miras paylarından farklı bir dağılıma tabi olabilmesi, vasiyetname ile ve mahfuz hisselere dokunulmamak şartıyla sağlanabilmektedir.

Miras bırakacak olan kişinin kendi sağlığında, miras kalacak malları bağışlıyarak veya satmak suretiyle mirasın Medeni Kanunda belirtilene nazaran farklı şekilde dağılmasını sağlaması yazımızın konusu dışında kalmakta olup, bu maksatla yapılacak işlemler, gerek Medeni Kanun, Borçlar Kanunu, yapılacak işlemlerin niteliğine göre ilgili sair mevzuat ve bilhassa vergi mevzuatı açısından birçok detay içermekte olduğundan, hayatta iken mirasını planlamak isteyenlerin hukukçulara ve mali müşavirlere danışmasını tavsiye ederiz.

www.bdodenet.com.tr adresli web sahifemizde ücretsiz olarak kullanıma sunduğumuz “VERASET, HİBE ve ÖLÜM” isimli elektronik kitabımız da mirasın planlanmasına ışık tutan detaylı bilgiler içermektedir.

[1] Miras sözleşmesinde ise kısıtlı olmamak gerektiği gibi, kişinin sözleşmeye taraf olabilmesi için ergin olması yani 18 yaşını doldurmuş olması da gerekmektedir.

Diğer Sıkça Sorulan Sorular

Boşanma tazminatı nedir ?

Boşanma tazminatı maddi ve manevi olabilir. Medeni Kanunun 174. maddesine göre; Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. Kusursuz veya daha az kusurlu olan eş mevcut ya da beklediği bir yararı, boşanma yüzünden kaybediyorsa, kusurlu olan eşten maddi tazminat isteyebilir. Örneğin, evlilik sırasında eşinin çalışmasına ya da öğrenimini tamamlamasına izin vermemesi maddi tazminat nedenidir. Boşanmaya neden olan olaylar kusursuz veya daha az kusurlu eşin kişilik haklarını ağır şekilde zedelemişse, manevi tazminata hükmedilebilir. Örneğin dayak, kötü muamele, hakaret, sadakatsizlik gibi olaylar yaşanmışsa bunla devamını oku...

Yeniden inşaa veya esaslı onarım sebebiyle tahliye davasının koşulları nelerdir?

6570 Sayılı Kanunun konuya ilişkin mad. 7/ç hükmüne göre “taşınmazı yeniden inşa veya imar maksadıyla esaslı bir surette tamir, genişletme veya düzenleme için çalışma esnasında içinde ikamet veya faaliyet mümkün olmadığı fennen anlaşıldığı takdirde kira akdinin sonunda” kiraya veren tahliye davası açabilir. Bu dava da kira süresinin bitiminden itibaren bir ay içinde açılmalıdır. Davayı kiralayan açar, ancak, ihtiyaç sebebiyle tahliye davalarında olduğu gibi, kiralayan durumunda olmayan malikinde bu davayı açma hakkı bulunmaktadır. Keza aynı şekilde bu dava için de önceden ihtar gerekli değildir. Ancak gerekmemekle birlikte ihtarname gönderilmişse, bu durumda bu davada dönem sonuna kadar açılabilir. Bu davada en önemli husus, yeniden inşaaya, esaslı tamir ve tadilata ilişkin olarak hazırlanan tadilat projesinin mahkemeye sunulmasıdır. devamını oku...

Tedbir nafakasi ne demektir ?

Boşanma davası öncesinde veya dava sırasında eş ve reşit olmayan çocuklar yararına hükmedilecek nafakadır. Boşanma davası öncesi ayrı bir dava olarak açılabilir. Bu durumda nafaka isteyen eşin ayrı yasamakta haklı olduğunu ispat etmesi gerekmektedir. (dayak, terk, aldatma v.b.)Tedbir nafakası, dava tarihinden başlayıp hükmün kesinleştiği tarihe kadar geçerlidir.

devamını oku...

Limited şirket ve A.Ş kuruluşunda istenilen belgeler nelerdir?

1. Dilekçe
2. Biri asıl olmak üzere noterce onaylanmış 3 nüsha ana sözleşme
3. Kurucu ortakların fotoğraflı nüfus örneği (noter onaylı veya muhtarlıktan alınmış aslı) 2’şer adet
4. Kurucu ortaklara ait ikametgah belgesi (noter onaylı veya muhtarlıktan alınmış aslı) 2’şer adet
5. Ticaret Sicili Tüzüğünün 29. maddesine göre hazırlanmış taahhütname
6. Şirket unvanı altında hazırlanmış şirket yetkililerine ait imza beyannamesi (noter onaylı aslı)
7. Şirket Kuruluş Bildirim Formu 4 adet
8. Merkez/Ziraat Bankası dekontunun aslı ve fotokopisi (sermayenin %1 tutarının tüketici koruma fonuna yatırıldığına dair)
9. Şirket ana sözleşmesi ile, Ltd.ler için şirket müdürü/müdürleri; A.Ş.ler için yönetim kurulu görev bölümü ve temsile yetkililer belirlenmemiş ise kuruluş tescili yapıldıktan sonra, Ltd.ler i&ccedi devamını oku...

Limited Şirket ile A.Ş. arasındaki farklılıklar nelerdir?

Limited Şirket (Ltd.) İki veya daha fazla gerçek ya da tüzel kişi tarafından bir ticaret unvanı altında kurulup; ortaklarının sorumluluklarının koymayı yükümlendikleri sermaye ile sınırlı ve esas sermayesi belli olan şirket türüdür.Asgari sermayesi 5.000,00 YTL.’dir.Hisse senedi ve tahvil gibi menkul kıymetleri çıkaramaz,aracılık faaliyetlerinde bulunamaz,holding şeklinde kurulamaz,sigorta aracılık hizmetlerinde bulunabilir ancak bankacılık ve sigortacılık yapamaz,finansman, faktoring, finansal kiralama işleriyle uğraşamaz,sermaye Piyasası Kurumu olarak çalışamaz,adi şirketlere, kollektif, komandit şirketlere ve kooperatiflere ortak olamaz,dernek ve sendika kuramaz, üyesi olamaz.

Anonim Şirket (A.Ş.) En az beş gerçek veya tüzel kişiden oluşan, bir unvana sahip, esas sermayesi muayyen ve paylara bölünmüş olan ve borçlarından dolayı yalnız mal varlığı ile sorumlu

devamını oku...

Bir kira yılı içinde iki haklı ihtar sebebiyle tahliye davasının koşulları nelerdir?

Buna göre, kira bedelini ödemediğinden dolayı bir yıl içinde iki defa haklı olarak yazılı ihtarnameye sebep olan kiracı aleyhine kira sözleşmesinin hitamında, kiralayan tarafından tahliye davası açılması mümkün bulunmaktadır. Buradaki ‘bir yıl’ tabiri ‘bir kira yılı’ şeklinde anlaşılmalıdır İki haklı ihtar sebebiyle tahliye davası da, kira süresinin bitimini izleyen bir aylık süre içinde açılmalıdır. Bu dava için 
a-Kiracının iki haklı ihtara sebebiyet vermesi, 
b-Bu iki ihtarın bir kira döneminde ve bir yıl içinde başka başka aylara ait olması, 
c-İhtarların muaccel olan kira bedellerini kapsaması, 
d-Davanın kira süresinin hitamını takip eden bir ayın içinde açılmış olması gerekmektedir.

devamını oku...

Yabancıların Türkiye’de gayrimenkul edinimleri nasıl olmaktadır?

Yabancıların Türkiye`de taşınmaz edinimlerine ilişkin kurallar yeniden düzenlenmiştir. Yabancıların Türkiye`de taşınmaz edinimi konusu üç başlık altında incelenmelidir :
1.Yabancı uyruklu gerçek kişilerin taşınmaz mal edinmesi
2.Yabancı şirketlerin taşınmaz mal edinmesi
3.Yabancı sermayeli şirketlerin taşınmaz mal edinmesi 

devamını oku...

Yabancı gerçek kişilerin taşınmaz edinimi nasıldır?

Yabancı gerçek kişilerin taşınmaz mal edinimi, 2644 sayılı Tapu Kanunu`nun 35 inci maddesinde düzenlenmektedir. Buna göre; Yabancı uyruklu gerçek kişiler, karşılıklı olmak ve kanuni sınırlamalara uyulmak kaydıyla, Türkiye’de işyeri veya mesken olarak kullanmak üzere, uygulama imar planı veya mevzii imar planı içinde bu amaçlarla ayrılıp tescil edilen taşınmazları edinebilirler
Sınırlı ayni hak tesis edilmesinde de aynı koşullar aranır.

Yabancı uyruklu bir gerçek kişinin ülke genelinde edinebileceği taşınmazlar ile bağımsız ve sürekli nitelikte sınırlı ayni hakların toplam yüzölçümü iki buçuk hektarı geçemez. Bakanlar Kurulu yüzölçümü miktarını, belirtilen koşullarla, otuz hektara kadar artırmaya yetkilidir.

Türkiye’de taşınmaz rehni tesisinde ise, yukarıda belirtilen kayıt ve sınırlamalar aranmaz.

devamını oku...

Yabancı şirketlerin taşınmaz mal edinmesi nasıldır?

`Yabancı şirket” deyimi, “yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketleri”ni ifade etmekte; bu yönüyle yabancı yatırımcılar tarafından Türkiye’de kurulan veya iştirak edilen “yabancı sermayeli şirketler”den ayrılmaktadır.

Yabancı şirketlerin taşınmaz edinimi, Tapu Kanunu’nun 35 inci maddesinde düzenlenmektedir. Buna göre yabancı şirketler, ancak özel kanun hükümleri çerçevesinde taşınmaz mülkiyeti ve taşınmazlar üzerinde sınırlı ayni hak edinebilirler.

Yabancı şirketlerin taşınmaz edinimi ve taşınmazları kullanım hakkını düzenleyen mevcut kanunlar;

* 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu,
* 6326 sayılı Petrol Kanunu,
* 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu’dur.

Yabancı şirketler lehine Türkiye’de taşınmaz rehni tesisinde de, yabancı ger&c devamını oku...

Yabancı sermayeli şirketlerin taşınmaz edinimi nasıldır?

“Yabancı sermayeli şirket”ler, yabancı yatırımcılar tarafından, Türkiye’de, Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde kurulan veya iştirak edilen ve Türk Ticaret Siciline kaydedilmiş bulunan şirketlerdir. Türkiye’de kurulan ve idare merkezinin Türkiye’de bulunduğu şirketler, yerli ve yabancı sermayeli olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk hukukuna göre Türk şirketi sayılmaktadır.

Bu çerçevede 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nun 3 üncü maddesinin (d) bendi uyarınca; yabancı yatırımcıların Türkiye’de kurdukları veya iştirak ettikleri tüzel kişiliğe sahip şirketlerin, Türk vatandaşlarının edinimine açık olan bölgelerde taşınmaz mülkiyeti veya sınırlı ayni hak edinmeleri serbesttir.

devamını oku...

İşsizlik sigortası nedir?

İşsizlik sigortası; bir işyerinde çalışırken, çalışma istek, yetenek, sağlık ve yeterliliğinde olmasına rağmen, kendi istek ve kusuru dışında işini kaybedenlere, uğradıkları gelir kayıplarını kısmen de olsa karşılayarak kendilerinin ve aile fertlerinin zor duruma düşmelerini önleyen, sigortacılık tekniği ile faaliyet gösteren, Devlet tarafından kurulan zorunlu bir sigorta koludur.

devamını oku...

Yoksulluk nafakası ne demektir ?

Boşanma sonucu yoksulluğa düşecek eşin kusuru daha ağır olmaması koşuluyla diğer taraftan mali gücü oranında isteyebileceği nafakadır. Eşit kusur halinde nafakaya hükmedilebilir. Hakim kendiliğinden yoksulluk nafakasına hükmedemez. Bunun için açık bir talep gereklidir. Yoksulluk nafakasını eşlerin her ikisi de isteyebilir. Hakim bu nafakaya eşlerin maddi durumunu araştırdıktan sonra hükmedebilir. Ayrıca yoksulluk nafakasına süreli olarak hükmedilemez (1 yıl, 5 yıl gibi.). Ayrıca boşanan eşler her zaman bu nafakanın yeniden gözden geçirilmesini artırılmasını, azaltılmasını ya da tamamen kaldırılmasını isteyebilirler. Yoksulluk nafakası Boşanma davası içinde istenebileceği gibi, boşanma kararından sonra ayrı bir dava olarak da talep edilebilir.

devamını oku...

Hangi durumlarda işsizlik sigortasından yararlanılır?

Hizmet akdinin feshinden önceki 120 günü sürekli olmak üzere, son üç yıl içinde en az 600 gün süre ile prim ödemiş olup da kendi istek ve kusurları dışında işsiz kalanlardan;

Hizmet akitleri, ihbar önellerine uygun olarak işveren tarafından feshedilenler, Hizmet akitleri, sağlık sebepleri, işverenin kanunda belirtilen ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan davranışları ve işçinin çalıştığı işyerinde bir haftadan fazla süre ile işin durmasını gerektirecek zorlayıcı sebepler nedeniyle bizzat kendileri tarafından feshedilen sigortalı işçiler, Sağlık sebepleri veya işyerinde işçiyi bir haftadan fazla süre ile çalışmaktan alıkoyan bir zorlayıcı sebebin ortaya çıkması halinde işveren tarafından hizmet akdi feshedilenler, Belirli süreli hizmet akdi ile çalışmakta olup da sürenin bitiminde işsiz kalanlar, İşyerinin el değiştirmesi veya başkasına ge&cce devamını oku...

Yabancı ülke tarafından Türkiye'de bulunan kendi vatandaşına tebligat nasıl yapılır?

Anlaşmalar hükümleri ve mütekabiliyet esasları saklı kalmak şartiyle, Türkiye'de yerleşik yerli ve yabancı şahıslara tebliğ edilmek üzere yabancı bir memleketin elçiliğinden veya sınırları içinde bulunduğu valilik kanalı ile konsolosluğundan Dışişleri Bakanlığına tevdi olunan evrak, ilgili vekalet kanalı ile yetkili mercie gönderilir ve tebliğ olunan evrak tasdikli olarak aynı yollardan iade edilir.

devamını oku...

Kiracının veya eşinin aynı belediye sınırları içinde meskeni bulunması sebebiyle tahliye davasının koşulları nelerdir?

Kiracının kirada oturduğu yer ile aynı belediye sınırları içinde meskeninin bulunması halinde kiralayan her zaman tahliye davası açarak, kiracının tahliyesini isteyebilir. Bu dava süreye bağlı değildir. Ancak her zaman kiracının aynı belediye sınırları içinde meskeninin bulunması her zaman tahliye sebebi olamaz Gerçektende, bu hususta tahliye davasına muhatap olan kiracının sağlık durumu, sosyal, ekonomik ve kültürel şartları mutlaka dikkate alınmalıdır. Mesela romatizmal hastalıkları bulunan kiracının aynı belediye sınırları içinde çok rutubetli bir bodrum kata sahip olması, onun tahliyesi için yeterli sebep oluşturmayacaktır. 6570 sayılı K. mad. 7/2 hükmüne göre tahliye davasını açmaya sadece malikin yetkili olduğunu da belirtmeliyiz . Oysa buraya kadar incelediğimiz tahliye sebeplerinde dava açma hakkı, kural olarak, kiraya verenlere tanınmıştı. Ancak bu dava, malik tarafından ‘her devamını oku...

Yabancı ülkede tebligat nasıl yapılır?

Yabancı memlekette tebliğ o memleketin yetkili makamı aracılığıyla yapılır. Bunun için anlaşma veya o memleket kanunları müsait ise, o yerdeki Türkiye siyasi memuru veya konsolosu tebligat yapılmasını yetkili makamdan ister.
Yabancı memleketlerde bulunan kimselere tebliğ olunacak evrak, tebligatı çıkaran merciin bağlı bulunduğu vekalet vasıtasiyle Dışişleri Bakanlığına, oradan da memuriyet havzası nazarı itibara alınarak ilgili Türkiye Elçiliğine veya Konsolosluğuna gönderilir.
Dışişleri Bakanlığının aracılığına lüzum görülmeyen hallerde tebligat evrakı, ilgili Bakanlıkça doğrudan doğruya o yerdeki Türkiye Büyükelçiliğine veya Başkonsolosluğuna gönderilebilir. 

devamını oku...

Yabancı anadan evlilik dışında doğan çocuğun Türk vatandaşı olabilmesi hangi durumlarda mümkündür?

Yabancı anadan evlilik dışında doğan çocuk,
a) Nesebinin tashihi,
b) Babalığın hükümle tahakkuk etmesi,
c) Tanıma,

Yollarından biriyle bir Türk vatandaşına nesep bağı ile bağlanırsa, doğumundan 

devamını oku...

İştirak nafakası ne demektir ?

Boşanma kararının verilmesinden sonra çocukların velayeti kendisine verilmemiş olan eşin çocukların bakım, eğitim, sağlık gibi ihtiyaçları için vermesi gereken nafaka çeşididir. İştirak nafakasını hakim talep olmasa dahi kendiliğinden düzenler ve her çocuğun durumunu ayrı ayrı değerlendirerek karar verir. İştirak nafakasının başlangıcı boşanma kararının kesinleşme tarihidir. Bitişi ise çocuğun reşit olduğu tarihtir. Reşit çocuk için nafakaya hükmedilemez. Ancak eğitimleri devam ediyorsa eğitimleri bitene kadar, kız çocuklarına ise evleninceye kadar iştirak nafakası ödenir. Boşanma kararıyla iştirak nafakasına karar verilmemiş ise daha sonra dava açılabilir.

devamını oku...

Türk vatandaşlığı hangi yollarla kazanılır?

1.Kanun yolu ile kazanma
a)Nesep ile
b)Doğum yeri ile
c)Evlenme ile
2.Yetkili makam kararı ile kazanma
3.Seçme hakkı ile kazanma olmak üzere üç şekilde kazanılır. 

devamını oku...

Evlenme yolu ile Türk vatandaşlığı kazanmanın koşulları nelerdir?

Bir Türk vatandaşı ile evlenme, kendiliğinden Türk vatandaşlığını kazandırmaz. Ancak, bir Türk vatandaşı ile evlenme nedeniyle Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancılar, en az üç yıldan beri evli olmaları, fiilen birlikte yaşamaları ve evliliğin devamı kaydıyla, yurt içinde en büyük mülki idare amirliklerine, yurt dışında ise Türk konsolosluklarına yazılı olarak başvuruda bulunabilirler. Başvuru üzerine İçişleri Bakanlığınca yapılacak inceleme ve soruşturma sonucunda, aranan şartları taşıdıkları anlaşılan kişiler, bu durumun tespitine ilişkin karar tarihinden itibaren Türk vatandaşlığını kazanırlar.
Ancak, bir Türk vatandaşı ile evlenen yabancı, evlenmekle eski vatandaşlığını kaybediyorsa Türk vatandaşlığını kendiliğinden kazanır.
Evlilik yoluyla Türk vatandaşlığını kazananlar, evlenmenin butlanına karar verilmesi halinde, akitte hüsnüniyetli iseler Türk vatandaş devamını oku...

Fuzuli işgal sebebiyle tahliye davasının koşulları nelerdir?

6570 sayılı kanun, kira sözleşmelerinde aksine açıklama olmadıkça, kiralanan yerin kiracı tarafından başkasına kiraya verilmesine (alt kirayı) veya kiracının kiracılık hakkını devretmesini (kiranın devrini) caiz görmemiştir. Keza, kiracının terk ettiği taşınmazı başkasına herhangi bir sebeple işgal ettirmesi de yasaklanmıştır. Buna karşılık, sözleşmenin asıl amacı itibariyle başkalarına kiraya verilmesi gereken veya mutad olan otel, pansiyon öğrenci yurdu gibi yerler ise, bu hükmün dışındadır. Ne var ki, taşınmazın ‘tamamının’ başkasına kiraya verilmesi veya taşınmazın ‘tamamı’ için kiranın devri gene yasak kapsamına alınmıştır. İşte, belirtilen yasaklara aykırı davranılmışsa, taşınmaza kiracı veya devralan sıfatıyla girenler ya da taşınmazı herhangi bir sebeple işgal edenler aleyhine hiç bir ihtara hacet kalmaksızın Sulh Hukuk Mahkemesinde tahliye davası açılabilecektir. Bu takdirde devreden ki devamını oku...

İhtiyaç sebebiyle tahliye davasının koşulları nelerdir?

Buna göre kiralayan; kendisi veya eşi veya çocuklarının mesken veya işyeri ihtiyacı için kira sözleşmesinin bitiminden itibaren (1) ay içinde tahliye davası açabilecektir. Tahliye davası açabilmek için “kiraya veren” sıfatına haiz olmak gerekir. Bu davayı kiralayanın yanı sıra malik ve intifa hakkı sahibi de açabilir. Dava kiracıya karşı açılır; eğer kiracılar birden fazla ise, davanın hepsine birden yöneltilmesi gerekmektedir. Zira tahliye borcu, bölünebilecek nitelikteki borçlardan değildir. Kira sözleşmesinin bitiminden itibaren bir ay içinde dava açılacaktır; ama dava açılacağı daha önceden veya bir aylık süre içinde kiracıya bildirilmişse, davanın bildirimini takip eden dönem sonuna kadar açılması mümkün hale gelecektir. Dava açıldıktan sonra veya ihtar çekildikten sonra kira parasının ihtirazi kayıtla devamını oku...

Yeni malik sıfatıyla tahliye davasının koşulları nelerdir?

Bu davada yeni malik iktisap tarihinden itibaren bir ay içinde iktisap durumunu, ihtiyacını, tahliye isteğini ve aksi halde tahliye davası açacağını kiracıya bildirmek kaydıyla, gene iktisap tarihinden başlayarak altı ay sonra tahliye davası açabilecektir. Diğer ihtiyaç sebebiyle açılan davada söylenenler bu dava içinde geçerlidir.

devamını oku...

Anlaşmalı boşanma ne demektir?

Medeni Kanunun 166. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenmiştir. Evlilik birliğinin en az bir yıl sürmesi koşuluyla, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu tür boşanma davalarında taraflar boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu konusunda bir protokol yaparlar. Hakim bu protokolü uygun bulabilir veya tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak değişiklikler yapabilir. Bu değişiklikler taraflarca da kabul edilirse boşanmaya hükmolunur.

devamını oku...

Mal ayrılığı ne demektir ?

2001 yılı medeni kanun değişikliği ile birlikte eşler aksine sözleşme yapmamışlarsa uygulanacak kanuni mal rejimi edinilmiş mallara katılma rejimidir. Bu mal rejimi evlilik sonrası bir emek karşılığında kazanılan malların paylaşımına ilişkindir ve evlilik devam ederken çıkan artık değerin yarı yarıya paylaşılması olarak özetlenebilir. Mal ayrılığı rejimi için taraflar ayrıca bir sözleşme yapmalıdır. Bu sözleşme evlenmeden önce veya sonra olabilir. Bu sözleşme noterde düzenleme veya onaylama şeklinde olabilir. Mal ayrılığı rejimi kısaca evlilik süresince herkesin kazancının kendisine ait olması boşanma halinde malların paylaşılmaması olarak özetlenebilir. Bu mal rejiminde her eş kendi malından, borcundan ve alacağından sorumludur.

devamını oku...

Anne ve baba çocuklarından nafaka için talepte bulunabilir mi?

Medeni kanuna herkes, yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan alt ve üst soya ve erkek-kız kardeşlerine yardım etmekle yükümlüdür ve bu yükümlülükten kaynaklanan nafakaya yardım nafakası adı verilir. Yoksulluk içinde yaşayan anne veya baba çocuklarından yardım nafakası talep edebilirler. Yardım nafakası talep edecek kişinin, zaruret durumunda bulunması, ve bunu her türlü delille ispat etmesi gerekmektedir. Nafaka talep edenin birden fazla çocuğu var ise bunlardan yalnız birine karşı dava açılmış ise mahkeme davacının ve tüm çocukların ekonomik ve sosyal durumlarını araştırır ve sadece davalı olan çocuğa isabet eden miktar üzerinden nafakaya hükmedecektir. Diğer çocuklar hakkında ise olumlu ya da olumsuz bir karar vermeyecektir.

devamını oku...

Akde(kira sözleşmesine)aykırılık sebebiyle tahliye davasının koşulları nelerdir?

BK md. 256 genel bir hüküm olup, hem BK, hemde GKKK kapsamına giren yerler için uygulanır. Bu maddeye göre kiracının akde aykırı davranması durumunda, kiraya veren süre sonunu beklemeden sözleşmeyi hemen feshedebilecektir. Malikin bu davayı açma hakkı yoktur. Kiraya verenin bu yola başvurabilmesi için, evvela kiracıya akde aykırılığı gidermesini ihtar etmesi ve münasip bir mehil vermesi gerekir. Bu ihtar, herhangi bir şekle tabi değildir. Eğer kiracı, kiralananı açıktan açığa fena kullanarak kiralanana daimi bir zarar verirse , ihtara da gerek yoktur. Eğer yapılan ihtar amacına ulaşmışsa, yani kiracı ihtar üzerine, yani kiracı ihtar üzerine sözleşmeye ve kanuna aykırı davranışlarına son vermişse, artık kiraya verenin sözleşmeyi feshetme hakkı mevcut olmayacak, akde aykırılık giderilmediği takdirde ise tahliye davası açılabilecektir.

devamını oku...

Temerrüt sebebiyle tahliye davasının koşulları nelerdir?

Kiracı muaccel olan kira bedelini altı ay ve ya daha fazla süreli kira sözleşmelerinde otuz günlük; daha az süreli sözleşmelerde altı günlük süre içinde ihtarname tebliğine rağmen ödemezse temerrüte düşmüş olur. Buna göre, kiraya veren, muaccel kira bedelini ödemeyen kiracısına bir ihtarda bulunacak ve bu ihtarla hem ödeme için 30 günlük süreyi bildirecek, hem de süre sonunda sözleşmeyi feshedeceğini açıkca belirtecektir. Ayrıca ödenmeyen kira miktarının da ihtarda gösterilmesi gerekir. Kiracı, verilen mehlin sonunda kira borcunu öderse, mesele kalmaz. Kiralayan ihtarnamede fazla kira talep etse dahi, kiracı ihtilafsız kira bedelini 30 günlük süre içinde ödemek zorundadır. Aksi halde temerrüte düşecektir. Dava 30 günlük sürenin sonunda açılabilir. Kira süresinin sonunu beklemeye ge devamını oku...

Kira tespit davası nedir ve koşulları nelerdir?

Kiraya veren veya malik kira tespit davası açabilir. Kira sözleşmesinin sona ermesinden itibaren en geç 15 gün önce ihtar veya dava dilekçesinin davalı kiracıya tebliğ edilmesi gerekir. Buna uyulmazsa, mahkemece tespit edilen kira, bir sonraki kira döneminden itibaren geçerli olacaktır. Belirtilen süre içinde ihtar gönderilmişse, dönem sonuna kadar dava açılabilecektir. Kira sözleşmesinde kira artışına ilişkin özel şart varsa, bu şart yenilenen ilk dönemde tarafları bağlar; yani yenilenen ilk dönemde bu şarta göre kira artışı yapılır. Yine sözleşmede her yıl kiranın artacağına ilişkin özel şart varsa, ihtarname çekmeye gerek yoktur. Dönem sonuna kadar her zaman dava açılabilir.

devamını oku...

Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu ne gibi yenilikler getirmektedir?

Yabancı yatırımcıların Türkiye’ye yatırım yaparken karşılaştıkları sorunların azaltılması ve Türkiye’ye daha fazla yabancı yatırımcı gelmesi için 05.06.2003 tarihinde yeni Yabancı Yatırımlar Kanunu çıkarıldı. Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu diğer ülkelerdeki benzerlerine uygun olarak şirket ve şube kuruluşunda bürokrasiyi %70 oranında azaltmakta ve ön izin alma zorunluluğunu ortadan kaldırmaktadır. Bu Kanun, Türklerin veya yabancıların Türkiye’de şirket kurması arasındaki farkları ortadan kaldırmaktadır...

devamını oku...

Kira süresinin dolması ve feshi ihbar üzerine kira sözleşmesinin sona ermesi hangi durumlarda mümkün olmaktadır?

Sürenin Dolması veya Feshi İhbar Üzerine Sona Erme: Eğer kira sözleşmesi belirli süreli ise , süre bitiminde her iki taraf da sözleşmeyi sona erdirme imkanına sahiptirler. Kira sözleşmesinin belirsiz süreli olması durumunda ise, sözleşmenin nasıl sona erdirileceği probleminde ise herşeyden önce taraflar arasındaki sözleşmeye itibar edilmiştir. Eğer tarafla feshi ihbar mevzuunda bir düzen kabul edilmiş ise, ona uyulacaktır. Şayet taraflar arasında bu hususa değinilmemiş ise, belirsiz süreli kira sözleşmelerinin sona erdirilmesi şu şekilde olacaktır:”Mefruş olmayan apartmanlar, yazıhane, tezgah, dükkan, mağaza, mahzen, samanlık, ahır” ve bu gibi yerler, mahalli adet başka bir dönemde tayin edilmiş değilse, altı aylık sürenin bitimi için ve her halde üç ay önce yapılması gereken bir ihbar ile feshedilebilecektir. (BK262/2f) “mefruş apartman, yahut müstakil devamını oku...

Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı (TYDTA), Türkiye’deki İşinizi Kolaylaştırmak İçin Ne Gibi Farklı Roller Üstlenebilir?

TYDTA, yerli ve yabancı yatırımcılara tek durak hizmet sağlayan, Türkiye’nin resmi ve ulusal yatırım destek ve tanıtım ajansıdır. Kurumun verdiği hizmetlerden bazıları şunlardır: 

- Başlangıç aşamasında izlenecek olan yol boyunca yabancı yatırımcılara yardım sunmak 
- Merkezi ve yerel mercilerden yatırıma ilişkin onay ve izinlerin alınması gibi yatırım öncesinde, yatırımın gerçekleştirilmesi sırasında ve sonrasında destek hizmetleri sağlamak 
- Potansiyel yatırımcılara sanayi ve sektör bazında tanıtım yapmak 
- Türkiye’deki yatırım olanaklarını gerek yurtdışında ve gerekse yurtiçinde tanıtmak 
- DYY konusunda Türkiye’yi bir marka haline getirmek ve Türkiye’nin imajını iyileştirmek 
- İş ortamını genel anlamda iyileştirmek amacıyla reform politikaları geliştirmek

devamını oku...

Doğrudan Yabancı Yatırımları Konu Alan Yasal Bir Çerçeve Mevcut mudur?

Yeni çıkarılan Doğrudan Yabancı Yatırım Kanunu, Türkiye’nin uluslararası yatırımlara yönelik olarak benimsemiş olduğu dengeli ve liberal yaklaşımı açık bir biçimde yansıtmaktadır. Bu kanun, verdiği tam açıklamalarla uluslararası yatırımcılara sahip oldukları haklar ve yükümlülükler konusunda yasal anlamda yol gösteren bir kılavuzdur. Bu yeni kanun yatırımcılara ulusal şirketlerle aynı statüde işlem görme ve geniş kapsamlı yatırımcı haklarına sahip olma garantisi vermektedir. Yeni DYY kanuna ek olarak, çeşitli yasalar üzerinde yapılan önemli bazı değişiklikler de 2007 yılında Meclis’ten geçirilmiştir. Bu yeni mevzuatla DYY projeleri için tarama ve ön onay prosedürleri kaldırılmış, şirket tescil işlemleri yeniden düzenlenmiş olup gerekli tüm belgelerin Ticaret Sicili’ne ibraz edilmesi şartıyla Türkiye’de yalnızca bir gün iç devamını oku...

CMK Nedir ?

1 Haziran 2005’te yürürlüğe giren Ceza Muhakemesi Kanunu; Ceza muhakemesinin nasıl yapılacağını, bu sürece katılan kişilerin (hakim, savcı, müdafi, müdahil, sanık, tanık, bilirkişi v.b.) hak, yetki ve yükümlülüklerini, Ceza muhakemesine ilişkin koruma tedbirlerini (arama, yakalama, tutuklama v.b), mahkeme kararlarına karşı denetim yollarını (temyiz, itiraz, karar düzeltme) düzenleyen kanundur.

devamını oku...

Türkiye’deki İş Mevzuatının Temel Özellikleri Nelerdir?

Türkiye’de bir haftada azami olarak 45 saat çalışılabilmekte olup ilgili tüm tarafların anlaşmaya varması halinde toplam çalışma saati, günde 11 saati geçmemek şartıyla bir işgünü üzerinden değişik şekillerde bölünebilmektedir. 

Belirlenen 45 saat sınırını aşan sürelerin tümü fazla mesai olarak kabul edilmektedir. Fazla mesai süresi bir yılda 270 saati geçemez. Fazla mesai oranları, hafta içi günlerde gündüz priminin % 50’si ve Pazar günleri ile resmi tatillerde ise % 100’üdür.

devamını oku...

Türkiye’de Yabancı Personel İstihdam Etmek Mümkün müdür?

Türkiye’de yabancı personel istihdam edilebilmektedir.

devamını oku...

Bir insan ne kadar gözaltında tutulabilir ?

Gözaltı; yakalanan kişinin hakkındaki işlemlerin tamamlanması amacıyla, yetkili hakimin önüne çıkarılmasına veya serbest bırakılmasına kadar kanuni süre içerisinde özgürlüğünün geçici olarak kısıtlanıp alıkonulmasıdır. Gözaltı süresi CMK’da düzenlenmiştir. Buna göre yakalanan kişi, Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması için gözaltına alınmasına karar verilebilir. Gözaltı süresi, yakalama anından itibaren yirmidört saati geçemez. Toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle; Cumhuriyet savcısı gözaltı süresinin, her defasında bir günü geçmemek üzere, üç gün süreyle uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir. Gözaltı süresinin uzatılması emri gözaltına alınana derhâl devamını oku...

İrtibat Bürosu Açmak İçin İzlenmesi Gereken Prosedür Nedir?

Türkiye’de bir irtibat bürosu açmak için Hazine Müsteşarlığı ve Yabancı Yatırım Genel Müdürlüğü’ne aşağıdaki belgelerin sunulması gerekmektedir: 

• Uluslararası Özel Hukuka İlişkin Hauge Konferansı esaslarına göre hazırlanmış, ilgili Türk Konsolosluğu tarafından ya da yabancı makamlar tarafından düzenlenen resmi belgeler için tasdik şartının Kaldırılması Anlaşmasına göre onaylanmış ana şirketin “Faaliyet Belgesi” aslı 
• Ana şirketin faaliyet raporu ya da bilançosu ile gelir beyannamesi 
• İrtibat bürosunun faaliyetlerini yürütmek üzere atanan kişinin adına düzenlenmiş “Yetki Belgesi” aslı 
• İrtibat bürosunun kuruluş işlemlerinin başka birisi tarafından yürütülmesi durumunda “Vekaletname” aslı

devamını oku...

Yabancılar Türkiye de evlilik yapmasındaki usul nasıldır ve sonuçları nelerdir?

Milletlerarası Özel Hukuk Hakkında Kanun'un 12. maddesi 'Evlenme', 13. maddesi ise 'Boşanma' konularını düzenlemektedir.
M.12'ye göre; Evlenme ehliyetine ve şartlarına taraflardan her birinin evlenme anındaki Milli hukuku uygulanır. Evlenmenin şekli yapıldığı yer hukukuna tabidir. Milletlerarası sözleşmeler hükümlerine göre konsolosluklarda yapılan evlenmeler geçerlidir.
M.12'ye göre; Evlenme ehliyetine ve şartlarına taraflardan her birinin evlenme anındaki Milli hukuku uygulanır. Evlenmenin şekli yapıldığı yer hukukuna tabidir. Milletlerarası sözleşmeler hükümlerine göre konsolosluklarda yapılan evlenmeler geçerlidir.
Ancak Türkiye'de evlenirken şekil açısından Türk kanunlarının belirlediği şekle uyulmalıdır,aksi halde evlilik Türkiye'de geçerli olmaz. Türk kanunlarına göre yapılan evlilik beraberinde hem mal rejimi açısından hem de ileriki nes devamını oku...

Avukat tutma hakkı ne demektir ?

Bir suçlamayla karşı karşıya kişi, avukat tutma, avukatı varsa onu çağırma, avukat olmadan konuşmama, avukat tutacak parası yoksa, kendisine avukat tayin edilmesini isteme hakkına sahiptir. Her soruşturmadan önce sanık veya şüpheliye bu hakkı hatırlatılmak zorundadır. Sanık veya şüpheli tarafından avukat talep edilmesi halinde barodan bir avukat görevlendirilir. 18 yaşından küçüklerin ve cezasının üst sınırı 5 yıl ve üstü olan sanıkların yargılamalarında avukat bulunması zorunludur. Kendileri istemese dahi bir avukat tayin edilir.

devamını oku...

Yabancıların Türkiye’de şirket kurma prosedürü nasıldır?

Avrupa Birliği’ne uyum çalışmaları çerçevesinde Türkiye’de , 2001 yılında “Türkiye’de Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Reform Programı” kabul edilerek uygulanmaya başlanmıştır.Reform programı kapsamında çıkarılan Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu ile, yabancı sermayeli şirketlerin kuruluşu için Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü’nden ön izin alma zorunluluğu kaldırılmıştır. Böylece, yasanın Resmi Gazete’de yayınlandığı 17 Haziran 2003 tarihinden beri , yabancı şirketlerin kuruluş işlemleri tamamen yerli sermayeli şirketlerde olduğu gibi gerçekleştirilmektedir.Türkiye’de şirket kurmak isteyen bir yabancının yapması gereken ilgili ticaret sicil memurluğuna başvurarak gerekli belgeleri tamamlamak olacaktır.

devamını oku...
    Copyright © 2014. Bu internet sitesi ve sitede bulunan her türlü bilgi, materyal ve sair içerik, Avukatlık Kanunu ve ilgili diğer mevzuat ile; reklam yasağı başta olmak üzere; Türkiye Barolar Birliği